23 Haziran 2010 Çarşamba

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması diğer sitem için bir makale

Hepimiz biliriz eskiden en büyük webmaster forumu olan iyinet.com. Şimdi ki en büyük olan sitenin tanıtımı bile bu sitede yapılmıştır.
Şuan da bile eskisi kadar olmasada günlük girer işimizi hallederiz.Ve gücüne güç katmak isteyen sitenin yeni bir sahibi var.Ve iyinet'in yeni sahibi olan
Turgay bey büyük para ödülü olan bir yarışma düzenliyor.Tabi para ödülü büyük dedik bu sebeple bana göre dünyanın en kaliteli forumu olan frmtr'den destek alıyor.
Yani frmtr yarışmanın sponsoru oluyor.Webmasterlar bu seo yarışmasına önem veriyor.Çünkü bu yarışmaya tüm seocular katılıyor.Yarışmada dereceye girecek olan arkadaşlar
gerçekten seocu olduklarını ispat etmiş olacaklar.İşte bizde bu yarışmada kaliteli ve güncel ''iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması'' blog sitesini destekliyoruz.
Sıcaklar geldi millet tatile gidecek.Gitmek isteselerde gidemeyecek olan kişilerin başında seo yarışmalarına katılanlar geliyor.Çünkü bu yaz 2 önemli yarışma var.
Bunlardan diğeri r10 sitesi üyelerinden olan ve internet sitelerinden fx15,lida ve biber hapı satışları yapan bir arkadaşın kendi sitesini üst sıralar taşımak
için yaptığı bu nedenle yarışma kelimesinde özellikle bu kelimeler yer vererek aynı içerikli siteden link almış olan ve kelimesi
''burmeh yaza lida fx15 biber hapı ile formda girin'' olan yarışmadır.Çok akıllıca bir iş yapan bu arkadaşımızı tebrik ediyoruz.
Ve kaliteli güncel özgün içerikli ''burmeh yaza lida fx15 biber hapı ile formda girin'' blogumuzu destekliyor başarılar diliyoruz.


21 Haziran 2010 Pazartesi

iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması diğer siteler hakkında

Merhaba arkadaşlar biliyorsunuz yarışma önemli ve bende aynı içerikte beleş siteler açarak bu sitelere değer kazandırmaya çalışıyorum.Amacım asıl siteme bu sitelerden link vererek kalitesini ve google sırasını artırmak bunlardan bir taneside iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması
adındaki blogcu sitem lütfen bu özgün ve güncel siteme siz ve google amca desteklerinizi eksik etmeyiniz.

Yasemin iyinet frmtr trkygnclr Pirinçcioğlu webmaster seo yarışması hayatı

Yasemin Pirinçcioğlu hayatı
HAKKINDA YAZILANLAR

Sultan Süleyman’ın torunu
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 24 Şubat 2001 s.325

Baba tarafından Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı ve Ziya Gökalp'lerle kuzen olan ilk Meclis üyelerinden Fevzi Pirinçcioğlu'nun torunu Yasemin Pirinçcioğlu annesi tarafından da Kanuni Sultan Süleyman'ın 18. batından torunudur

"Ben kimim?" Çok kişi hayatının bir döneminde bu sorularla karşı karşıya gelmiştir. Bu, bazen bu sorudan kaçamadığı için gerçekleşmiştir, bazen de hakikaten merak ettiği için olmuştur.

Yasemin Pirinçcioğlu da 30'lu yaşlarında bu sorunun peşine düşer: "İnsanın kendisini bulmak diye bir yolu vardır. Bu bir süreç. Yurt dışına gidiyorum 'Sen Türk müsün?' diyorlar. Fransa'da yaşıyorum 'Sen Türk olamazsın', Amerika'ya gidiyorum 'Sen Türk değilsin...' Kanada'ya gidiyorum aynı. Her gittiğim yerde adapte olup onların açısından Türkiye'yi görebiliyorum. Fransa'da yaşamak bana Fransızlar'ın açısından Türkiye'yi görmeyi öğretti. Fransız, Amerikalı, İngiliz gözüyle baktım. Dünyanın her yerinde geçer akçe olabilirim, denedim ve gördüm. Ama dünyanın başka bir yerinde değil Türkiye'de yaşamak istedim. iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması güzel insanı hiç bir arada görmedim."

Bugün VİP Turizm Genel Müdürü olan ve turizm alanında birçok ilklere imza atan bir anne ile babanın çocuğu olan Yasemin Pirinçcioğlu, bu sorunun peşine takıldığında önce şeceresini çıkarır: "Ben ilk önce 'ben kimim'i araştırdım. Ecdadım kim? Annem nereden, babam nereden gelmiş?"

Diyarbakırlı toprak ağası Ali Ağa'nın oğlu, 1. ve 2. Meclis üyesi, 1922—25 arasında Bayındırlık Bakanlığı yapmış Fevzi Pirinçcioğlu'nun (aile pirinç ektiği için bu soyadını almıştır) torunu olan Yasemin Pirinçcioğlu'nun babası da Ali Fethi Bey'dir. Ziya Gökalp, Süleyman Nazif ve Cahit Sıtkı Tarancı (halasının oğlu) ile kuzen olan Arif Fevzi Pirinçcioğlu'nun Çerkez eşi Nazime Hanım'dan, Ali Fethi ile birlikte yedi çocuğu gelir dünyaya. Çocuklarından Vefik Pirinçcioğlu, 12 ve 13. dönem Diyarbakır ve Kahramanmaraş milletvekilliğinin yanında, 1963—64'teki İnönü kabinesinde de devlet bakanlığı görevi üstlenir. Hiç evlenmeyen iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması üyelerinden Mazhar Germen'in büyükelçi Şefik Fenmen ile Yüksel dışındaki çocuğu Türkan Hanım'la evlenir. PR yapan Nilgün Pirinçcioğlu çiftin oğlu dışındaki diğer çocuğudur.) ve Kadriye (Kadriye Hanım da Ticaret Bakanlığı yapmış Vedat Dicleli ile evlidir. Gaye ve Sina adında iki çocukları vardır.) Hanım'dan sonra doğan Yasemin Hanım'ın da babası Ali Fethi Bey, dolayısıyla kardeşlerin en küçüğüdür.

Ali Fethi Pirinçcioğlu, daha sonra eşi olacak Hayrünnisa İnci(Arkan)'yle üniversite yıllarında tanışır: "Zannediyorum imtihanda tanışıyorlar. Annem Üsküdar Amerikan, babam Robert Kolej mezunu. Annem çok güzel bir kadın. Fakat okula gittiğinde makyajsız, saçlarını geriye doğru sarkıtıyor, gayet sade. Fakat babam daha sonra bir yere davet ediyor onu. Annem süsleniyor ve gidiyor. Babam, annemi tanımıyor."

Sultan Süleyman'ın torunu

Hayrünnisa İnci Hanım ise, Dr. Ekrem ve Saadet (Arkan) çiftinin iki kızından biridir (diğeri de Kırlangıç zeytinyağlarının eski sahibi Sevinç Özer'le evlenen ve Kazım ile Ekrem adında iki çocukları olan Gülören Hanım'dır). Yasemin Pirinçcioğlu'nun anneannesi Saadet Hanım aslen Rodoslu'dur. Tütün rejisinin başında bulunan Bayramzade İzzet ve Vus'at çiftinin çocuğu olan Saadet Hanım'ın kızkardeşi, Durmuş Bey'le evlenen ve sanayici olarak tanıdığımız Selçuk ile Selman Yaşar'ın da annesi olan Hikmet Yaşar'dır. Saadet Hanım'ın bir diğer kardeşi ise, Sultanahmet'teki İktisadi ve Ticari İlimler Akadamesi'ni kuran ve ilk ticaret ansiklopedisini yazan kişi olan İsmet Alkan'dır. Vecahat Hanım ise, Dr. Mazhar Paşa'nın torunu ile evlenip Oranus soyadını alan Saadet Hanım'ın başka bir kardeşidir. 'Ben kimim?' sorusunun peşinde Osmanlıca da öğrenen Yasemin Pirinçcioğlu'iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması bağı şüphesiz, annesi Haynünnisa İnci Hanım'ın babası Dr. Ekrem Bey tarafından varılan aile bağlarıdır. Yasemin Pirinçcioğlu'nun büyükbabası Dr. Ekrem Arkan'ın annesi Mevhibe Hanım Kazasker Neşet Molla'nın kızıdır. Ekrem Bey'in büyükamcası da Şeyhülislam Cemalettin Efendi'dir: "Ben 18. batından Sultan Süleyman'ın torunuyum. Elimdeki vakıflarda kayıtlı olan şecerede Hz. Ali'ye kadar da ulaşıyoruz (Aile Hz. Ali'nin soyuna, Yasemin Hanım'ın annesi İnci Pirinçcioğlu'nun babaannesinin annesi Afife Hanım vesilesi ile dayanmaktadır. Afife Hanım yukarıda adı geçen Kazasker Neşet Molla'nın eşidir). Onu çok iyi biliyorum. Biz Hürrem Sultan'ın oğlu Şehzade Mehmet eşrafından geliyoruz. Ailede matematikçiler var. Gelenbevi ailesi. Çok dallanmış bir ağaçtan bahsediyorum. Biz çocuklar 18. batın oluyoruz. Bizim çocuklarımız da 19. batın." Dr. Ekrem Bey'in de mensup olduğu Gelenbevi ailesi daha önceki hayat hikayelerinden de hatırlayacağınız gibi, Nazım Hikmet ve Mehmet Ali Aybar'ları da içine alan çok geniş bir ailedir. Dr. Ekrem Arkan'ın Ticaret Bankası Genel Müdürlüğü yapan Necmi, doktor Baha ve üniversitede müderris Dr. Ziya Bey'le evlenen Nesibe Hanım dışında bir kardeşi daha olur. İsveç ve Almanya'da mimari tahsili almış Seyfi Arkan (Ailenin önceki soyadı Gelenbevi'dir. Ancak Atatürk Seyfi Bey'e Arkan soyadını uygun görür) Atatürk'ün Florya'daki köşkü ile İnönü'nün köşklerini yapan kişidir.

Kültür şoku

İşte böylesine iki aileden gelen Ali Fethi ve Hayrünnisa İnci evlendiklerinde yıl 1949'dur. Hayrünnisa İnci Hanım, 1946'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Bölümü'nü bitirmiş ve Halide Edip Adıvar'ın yanında asistandır. Ali Fethi Bey de Abdi İpekçi, Necati Zincirkıran, Feyyaz Tokar'larla birlikte, devrin en popüler gazetecilik branşı olan Beyoğlu muhabirliği yapmaktadır Cumhuriyet gazetesinde: "Vefik amcam Nadir Nadi ile Lozan'dan sınıf arkadaşı idi." 1950'de çiftin ilk çocukları gelir dünyaya: "İlk çocukları hastanede yapılan bir hatadan dolayı ölüyor. Doktorlar 'Kan uyuşmazlığınız var, sizin hiç bir zaman çocuğunuz olamaz' diye rapor veriyorlar. Annem buna çok üzülüyor, fakat işin peşini bırakmıyor. Tıp fakültesine gidip hergün orada araştırma yapıp, bu araştırmanın sonunda Amerikalı bir doktorla yazışmaya başlıyor. O devirde buradan Amerika'ya kan örneği nasıl gönderilirse, işte buzluğa koymuşlar, tüplerin içine ve Amerika'ya göndermişler. New York Hastanesi'nde Dr. Johnson diye bir doktor 'Buraya gelirseniz çocuğunuz olur' diyor. Annem üniversitede, babam da doktora yapıyor, bir yandan da gazetede çalışıyor." Çift Amerika'ya gitmenin iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması başlar. Derken, Hayrünnisa İnci Hanım Fulbright Bursu'nun uluslararası ilk talihlilerinden birisi olur ve bin kişi arasından birinci olarak Türkiye'den gidecek 10 kişinin içinde yer alır. Hayrünnisa İnci Hanım Amerika'da Haverford Koleji ve Columbia Üniversitesi'ne araştırmacı olarak giderken Ali Fethi Bey de Amerika'daki başkanlık seçim kampanyalarını Cumhuriyet gazetesi adına takip etmek için eşiyle beraberdir. Fethi Bey, gazete adına işini tamamladıktan sonra Basın Yayın Türk Haberler Ajansı'nda işe başlar. İnci Hanım da bu arada, bazı kuruluş toplantılarında Türkiye'yi tanıtıcı konuşmalar yapmaktadır: "Bu vesile ile turizm dünyasının içine giriyorlar. 1955 senesinde geri döndüklerinde de babam Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nün İstanbul Temsilcisi ve Turizm Şefi oluyor." Çift Amerika'ya iki kişi olarak gitmiş, Yasemin adını verecekleri bir kız çocuğu sahibi olarak dönmüştür. Bu yılda Hilton Oteli de İstanbullular'ın hizmetine açılmıştır: "Açılış dolayısıyla dünyanın ve Holywood'un ünlüleri geliyor. Fakat gelenleri gezdirecek birilerinin eksikliği hissediliyor. Babam bunun üzerine ilk tercüman rehber kursunu açıyor. Turizm müdürünün eşi, bir de iyi İngilizce bilen biri ve de tarih bilen olarak annem gelen yabancıları gezdirmek için Semahat Koç ve birkaç kişi ile birlikte bu kursa katılıyor. Ve kurstan sonra ilk Tercüman Rehber Derneği'ni kuruyor ve başkanlığını yapıyor." Bu sırada ailenin ikinci çocuğu Ceylan (o da Şeyh Şamil'in torunu, Şeyh—ül Harem ve Medine Muhafızı 1. Ferik Osman Ferid Paşa ile Nefiset Şamil'in torunu, Sakarya mebusu Hamza Osman—Melike Erkan çiftinin oğlu Aydın Osman Erkan'ın Joan Kim ile evliliğinden dünyaya gelen Rana Hanım'la evlidir. Çiftin şimdi Emre Can ve Seniha adında iki çocuğu vardır) dünyaya gelir. Bir yıl sonra da aile için ikinci Amerika seferi başlar. Fethi Bey, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nün New York ofisine Turizm ataşesi olarak tayin edilir. 1962'ye kadar sürecek bu yıllarda küçük Yasemin de okullu olmuştur: "Tamamen bir Amerikan çiyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması. Bir kültür şoku ile karşılaştım." Fethi Pirinçcioğlu, Amerika'da bulunduğu yıllarda halkla ilişkiler üzerine master da yapar. Türkiye'ye döndüğünde ise önce Turizm Bankası Genel Müdür Yardımcısı olur. Ardından da BP'de halkla ilişkiler müdürü olur: "Babam Türkiye'de Halkla İlişkiler Derneği'nin de kurucu üyesidir." Hayrünnisa İnci Pirinçcioğlu da, bu arada on kadar eski rehber arkadaşıyla bir araya gelerek, Türkiye'den ilk giden organize turları organize edecek ve Club33'ü kurarak eğlence hayatına farklı bir boyut kazandıracak ABC Turizm'i açar: "Annemin cv'si daha kabarık. Babamınki de kabarık ama annem daha operasyonel. Babam işin felsefesi ve konsept stratejilerinde çok kuvvetlidir." Böylece Hayrünnisa İnci Hanım, Türk turizmi dendiğinde akla gelen ilk

Annesi ile babası VİP Turizm'i kurarken küçük Yasemin de, Amerika'dan gelişindeki ilk kültür şokunu atlatma çabası içinde Dame de Sion'lu olmuştur: "Tamamen bir Amerikan mantalitesinden çıkıp birdenbire son derece konservatif, üniformalı bir eğitimin içinde buldum kendimi. Amerika'da yetişme tarzım öyle idi. Blue jeanlı, norm dışı... Dolayısıyla ilk iki sene çok korkarak gittim okula. Korkutucu bir okuldu. Türkiye'de kimse paten kaymazken ben Necati Zincirkıran'ın oğlu Sedat'la paten kayardım İstanbul Esentepe'deki Gazeteciler Mahallesi'nde. O mahalle bizim yetişmemizde çok tesiri olmuş bir mahalledir. Bugün öyle bir sokak hayatı olduğunu zannetmiyorum. O mahallede Hasan Ali Ediz karşı komşumuzdu. Sokağın başında Sadun Tanju, yanımızdaki bitişik evde Çelik Gülersoy otururdu. Aşağıdaki yazarlar sokağında İlhan Selçuk, Halit Kıvanç, Refik Halid Karay. Refik Halid, evinin önünde top oynuyoruz diye hergün bize bağırırdı. Sami Coşar'ın çocukları, Tarık Buğra'nın kızı Ayşe arkadaşımızdı. Sadri Alışık, Çolpan İlhan, Feridun Karakaya, hergün bizim mahallede film çevirirdi. En iyi dostları bendim. Patenle her yere girip çıktığım için 'Git, bakkaldan onu al, bunu al' derlerdi."

Ben kimim?

15—16 yaşlarına kadar Türk toplumuna uyum sorunu yaşamaya devam eden Yasemin Pirinçcioğlu, 1972'de mezun olduğu, ilk önceleri korkarak gittiği Dame de Sion için bugün 'İyi ki de orada okumuşum' diye düşünmektedir: "Çok katı kurallar vardı. Fakat o okulda okumuş olmaktan bugün çok mutluyum. Bize sağladıkları bakış açısı ve kazandırdığı çalışma disiplininin faydasını daha sonraki çalışma hayatımda gördüm." Yasemin Pirinçcioğlu, Dame de Sion'un ardından üniversite eğitimi için Paris'e gider. İki yıllık ön lisansın ardından bir yıl da turizm pazarlaması eğitimi alır. Henüz 16 yaşında iken, VİP Turizm'in bünyesinde bulunan ve daha çok öğrencilere yönelik hizmet veren Talebe Bürosu'nda iş hayatına atılan Yasemin Pirinçcioğlu, 1976'da Fransa'da eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye dönmez, Air France'da işe girer. 1976 Olimpiyat Oyunları'nda Montreal'de dört ay boyunca görev alır: "Tam oraya yerleşeceğim ve artık buradan Türkiye'ye yönelik turizm yapacağım dediğim zamanda eşimle tanıştım ve evlendim." Yıl 1977'dir. Yasemin Hanım, fuarcılık işi yapan Hüseyin Avunduk'la evlendikten sonra İngiltere'de yaşamaya karar verirler: "Ben tamamen eğitimsel ve annelik üzerine staj yaptım, üç sene sürdü bu dönem." 1983'e kadar İngiltere'de kalacak Yasemin—Hüseyin çiftinin ilk çocukları bu dönemde gelir dünyaya (1979— çiftin ikinci çocuğu ise 1984'te doğan Filiz Avunduk'tur.). Yasemin Hanım, "Ben kimim?" sorusunu da bu yıllarda sormaya başlar kendisine: "Annem ve babam her gittikleri yerde beni de yanlarında götürürlerdi. Her gittiğimiz şehirde de muhakkak bir müzeye giderdik. Dolayısıyla o memleketlerin tarihine, coğrafyasına merakım oluşurdu. Lisede iken de tarihim çok iyiydi." Böylece kendisini tanıma merakı uyanır onda: "İnsanın kendisini bulmak diye bir süreç yaşaması vardır... Dolayısıyla ilk önce ben kimim, benim ecdadım kim, annem—babam gereden gelmiş? Kimim, neyim derken, halama 'Biz Kürt değil miyiz?' derdim, 'Yok' derdi. Nasıl yani? Diyarbakır'da hiç mi kız alışverişi yapılmamış. İmkanı yok böyle bir şeyin. Sonradan çıktı, tabii ki aynı kökenden gelen insanlar bunlar. Şimdi Türk müsün değil misin, fark etmez tabii. Aynı toprağın insanlarının bir arada, aynı amaç için çalışıyor olmaları bence çok daha önemli."

1983'te Türkiye'ye geri gelir gelmez de Prof. Nurhan Atasoy'un yanında sanat tarihine yönelmeye başlayan Pirinçcioğlu, Gül İrepoğlu'ndan da Osmanlı sanatında resim dersleri alır, kütüphanelerde araştırmalar iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması Fethiye'de, öldükten sonra müze olarak kullanılacak, sahip olduğu Türk ve Osmanlı koleksiyonlarının da içinde sergileneceği bir ev yapmak için Evren ve Özal dahil birçok devlet erkanına mektup yazar ama başarılı olamaz.): "Kaçırılmış bir fırsattır bu."

1990'da eşi Hüseyin Avunduk'tan ayrılan Yasemin Pirinçcioğlu, tekrar iş hayatına dönüş yapar, VİP Turizm'in içinde kurduğu VİP Dekor şirketi ile organizasyonlar yapmaya başlar. 1989'da, o zaman sermayesi Fransızlar'ın elinde olan Osmanlı Bankası'nın bir daveti için dekor ve kostüm düzenini, bugün bile hafızalarda hâlâ izleri olan bir başarı ile gerçekleştiren Pirinçcioğlu, Cenajans ve Güzel Sanatlar'ın ortak kurduğu İnterpr'ın başına geçer. Bazı nedenlerden dolayı buradan ayrıldıktan sonra da VİP Turizm'e geri dönüş yapar: "1996 senesinde de Ceylan bana haber vermeden beni genel müdür yaptı." Bugün hâlâ, Yönetim Kurulu Başkanlığını Ali Fethi Pirinçcioğlu'nun, İcra Kurulu Başkanlığı'nı da Ceylan Pirinçcioğlu'nun yaptığı VİP Turizm'in Genel Müdürü olan Yasemin Pirinçcioğlu, politikaya da sıcak bakmaktadır: "Ama gördüğüm kadarı ile bize ve gençlere o partilerde yer yok." Vefik amcasının etkisiyle mimariye çok meraklı olan, yürümek iyinet frmtr trkygnclr webmaster seo yarışması eşliğinde Anadolu'da Çeşitlilik adı altında sergilenen bir çalışmaya da imza atan, dünyevi ve ruhani her türlü müzikten keyif alan Yasemin Pirinçcioğlu'nun 1995'te geçirdiği bir kaza hayatının dönüm noktasını oluşturmaktadır: "Bacağımın bağlarını koparttım. Yanlış yapılan ameliyattan sonra yürüyemeyeceksin dendi. Mahkûmiyet... Bir sene sonra bir ameliyat daha ve yürümeyi baştan öğrenmek. Bana niçin oldu, neden oldu? derken girdiğim felsefe eğitimi müthişti. Pozitif olmaya, yılmamaya ve hayatı daha çok sevmeye karar verdim."

20 Haziran 2010 Pazar

Yümni Sezen,HAYATI

Yümni Sezen HAYATINI BU KONUDA BULABİLİRSİNİZ.
Yümni Sezen, 1938'de Urfa'nın Birecik İlçesinde doğdu. Aynı yerde ilk ve ortaokul öğreniminden sonra 1957'de Gaziantep Lisesini bitirdi. 1961'de Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı çeşitli okullarda öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. 1975'de İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü'nde öğretmenlik yaptı. 1976-78 İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. 1985'de Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesine öğretim görevlisi olarak geçti. Bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Anabilim Dalında doktorasını tamamladı. Sırasıyla Yardımcı Doçent, Doçent ve sonra Profesör ünvanlarını aldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde Din Sosyolojisi öğretim üyeliğinden emekli olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Çalışmaları felsefe, sosyoloji, din sosyolojisi ve İslâmi sosyoloji çalışmaları üzerinde yoğunlaşmıştır. Günümüzde İslâmiyet ve Milliyetçilik (1978), Sosyolojiye Göre Halk-Millet-Devlet (1982), Tarihi Maddeciliğin Tahlil ve Tenkidi (1984), Hayatın Manâsı (1984), Sosyoloji Açısından Din (1988, 1993, 1998), Sosyolojide Temel Bilgiler ve Tartışmalar (1990, 1997), Türk Toplumunun Lâiklik Anlayışı (1993), İslâm Sosyolojisine Giriş (1994), Maddeci Felsefenin Çıkmazları (1996), Hümanizm ve Atatürk Devrimleri (1998), Çağdaşlaşma, Yabancılaşma ve Kimlik (2003) kitapları, çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri yayınlandı. Evli ve üç kız babasıdır.

Eserleri

Hümanizm ve Türkiye
İslam'ın Sosyolojik Yorumu
Kurban ve Din

18 Haziran 2010 Cuma

Yıldırım Aktuna HAYATI

Yıldırım Aktuna HAYATI BU KONUDA YAYINLANMAKTADIR. ( 1930)
İstanbul’da 1930 yılında doğan Yıldırım Aktuna, İzmir Karşıyaka Lisesi’ni 1948’de bitirdikten sonra aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki öğrenimini askeri öğrenci olarak tamamlayarak, 1954 yılında tabip teğmen rütbesiyle mezun oldu.

İlk kıta hizmetini 66. Tümen 26. Piyade Alayı Baştabibi ve Sıhhiye Bölük Komutanı olarak yapan Aktuna, Ankara Ordu Dil Okulu’nda 1 yıl İngilizce öğrenimi gördü.

Aktuna, 1958-1959 yılları arasında ABD’ye giderek, San Antonio’daki Brook Army Hastanesi’nde genel sağlık konularında eğitim yaptı.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde 1959 yılında nöropsikiyatri ihtisasına başlayan ve 1962 yılında bu dalın uzmanı olan Aktuna, Silahlı Kuvvetler’in çeşitli kademelerinde ve yurdun çeşitli yörelerinde hekimlik görevini sürdürdü.

Aktuna, 1967-1969 yıllarında Afganistan’daki Kabil Askeri Hastanesi’nde 2 yıl öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Kendi isteğiyle 1970 yılında yarbay rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekliye ayrılan Aktuna, Sağlık Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak, Şişli Etfal Hastanesi Nöroloji Kliniği’ne önce şef muavini, ardından da klinik şefi oldu.

Aktuna, 1972-1973 yılları arasında Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği’nde 1 yıl süreyle nörolojideki gelişmelerle ilgili incelemeler ve EEG üzerinde ileri çalışmalar yaptı.

BAKIRKÖY’DE BAŞHEKİMLİK YAPTI
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği’ne ve aynı hastanenin nöroloji kliniği şefliğine 28 Kasım 1979’da atanan Aktuna, bundan sonraki mesaisini, hastanenin çağdaş duruma getirilmesine, halkın ruh sağlığı alanında bilinçlendirilmesine ve çağdaş bir ruh sağlığı politikası oluşturulmasına katkıda bulunmaya yöneltti.

Aktuna, 1983 yılında hastane bünyesinde, Türkiye’de ilk olan “Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Araştırma Merkezi”ni kurdu.

Uyuşturucu tehlikesini önleme konusunda gösterdiği çabalardan dolayı 1986 yılında Türkiye Halk Sağlığı Derneği Hizmet Ödülü’nü kazanan Aktuna, 14 Mart 1987’de Türk tıbbına yaptığı hizmetlerden ötürü İstanbul Tabip Odası Hizmet Ödülü ile İstanbul Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü Üstün Hizmet Ödülü’ne, ayrıca İstanbul Valiliği Başarı ve Hizmet Takdirnamesi’ne layık görüldü.

Aktuna, 1973-1987 tarihleri arasında bilimsel ve sosyal içerikli sayısız panel, seminer, kongre ve toplantıya katılarak, halk sağlığıyla ilgili konferanslar verdi.

BELEDİYE BAŞKANLIĞINDAN MİLLETVEKİLLİĞİNE
Aktuna, 30 Aralık 1988’de görevinden ayrılarak SHP’ye girdi ve 26 Mart 1989’da Bakırköy Belediye Başkanı seçildi.

2.5 yıl süren Bakırköy Belediye Başkanlığı’ndan sonra 27 Ağustos 1991’de görevinden ayrılarak DYP’ye katılan Aktuna, 20 Ekim seçimlerinde 1. bölgeden İstanbul Milletvekili seçildi.

49. hükümette Sağlık Bakanı olarak görev alan Aktuna, bakanlığı döneminde sağlık reformu çerçevesinde 1. ve 2. Ulusal Sağlık Kurultaylarını topladı.

Sağlık Reformu Programı’nı hazırlayarak TBMM’ye sunan Aktuna, yine bakanlığı döneminde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne aktif desteğini sürdürdü. Aktuna; Bakırköy İnme, Araştırma ve Tedavi Merkezi projesinin yaşama geçmesi için maddi ve manevi destek sağladı.

50. hükümette Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev yapan Aktuna, 7 Mart 1996’da 53. hükümetin Sağlık Bakanı olarak atandı ve 54. hükümette de aynı görevi sürdürdü.

SİYASETTE SON DURAĞI LDP OLMUŞTU
Mensubu bulunduğu DYP’den 30 Mayıs 1996’da ayrılan Aktuna, yasama görevine kısa bir süre İstanbul Bağımsız Milletvekili olarak devam etti.

Aktuna, 1 Temmuz 1997’de Demokrat Türkiye Partisi’ne katılarak genel başkan yardımcılığına getirildi.

55. hükümette de Devlet Bakanı olarak görev alan Aktuna, 24 Kasım 2001’de yeniden DYP’ye döndü.

Liberal Demokrat Parti’ye 2003 yılında katılan Aktuna, bu partide de genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
Aktuna, 30 Eylül 2007 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
Xxxxx

VEFAT-HABER
Yıldırım Aktuna vefat etti
Eski Sağlık Bakanı Dr. Yıldırım Aktuna, 77 yaşında yaşamını yitirdi. Aktuna, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde uzun yıllar başhekimlik yapmıştı.

AA/ntv
30 Eylül 2007 Pazar

İSTANBUL - Bir süredir pankreas kanseri tedavisi gören ve geçen hafta Bodrum’dan İstanbul’a getirilen eski Sağlık Bakanı Dr. Yıldırım Aktuna, bu akşam Alman Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Yıldırım Aktuna, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği görevinde de bulunmuş ve halkın ruh sağlığı alanında bilinçlendirilmesine yönelik önemli çalışmalara imza atmıştı.

13 Haziran 2010 Pazar

Abdülaziz Han hayatı

Abdülaziz Han hayatı bu yazıda bulabilirsiniz.Güncel olarak sitemde yer almaktadır.( 08.02.1830)- (04.06.1876)
Osmanlı padişahlarının otuzikincisi ve İslam halifelerinin doksanyedincisi

Saltanatı: 1861-1876


Babası: II. Mahmud Han- Annesi Pertevniyal Sultan
Doğumu: 8 Şubat 1830 Vefatı: 4 Haziran 1876

Küçük yaşta din ve fen ilimlerini tahsile başladı. Kısa zamanda Arapça, Farsça ve dini bilgileri çok iyi bir şekilde öğrendi. Ayrıca boş zamanlarını değerlendirerek ata binmek, kılıç kullanma, güreş tutmak, cirit atmak gibi zamanın bütün spor dallarında pek mahir oldu. Ağabeyi Abdülmecid zamanında veliaht ilan edilen Abdülaziz bundan sonra devlet idaresi ve Avrupa'nın siyasetini iyi bir şekilde takibe çalıştı. Abdülmecid Han'ın 25 Haziran 1861'de ölümü üzerine tahta çıktı.

Bu sırada devletin durumu son derece karışıktı. Malî sıkıntı son haddinde idi. Karadağ, Hersek ve Girit'te büyük bir karışıklık hüküm sürüyordu. Avrupa devletlerinin müdahalede bulunacaklarını anlayan Abdülaziz Han yayınladığı bir fermanla onların Tanzimat konusundaki endişelerini, nispeten, ortadan kaldırdı. Malî konulardaki sıkıntının önüne geçebilmek için israf ve gereksiz harcamaların önlenmesine çalıştı. Rüşvet ve irtikab işine karışanları şiddetle cezalandırdı.

1862'de Karadağ bölgesinde çıkan isyanı serdar-ı ekrem Ömer Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu ile anında bastırdı. Mısır'da son yıllarda Osmanlı Devleti'ne karşı bağlılığın azaldığının farkında olan Abdülaziz Han, bu bölgeye bir seyahat düzenledi. Mısır valisi İsmail Paşa'ya Hidiv ünvanını verdi. Gittiği her yerde muhteşem merasimler ve halkın sevgi gösterileri ile karşılaşan Sultan, Mısır'ın payitahta olan bağlılığını güçlendirdi. Osmanlı Devleti'ndeki müspet gelişmelerin önüne geçmek isteyen batılı devletler Girit'te büyük bir isyan çıkardılar ve adanın beynelmilel bir komisyon tarafından idaresini istediler. Bunu şiddetle reddeden Abdülaziz Han, bazı imtiyazlarla meseleyi bir müddet için halletti.

Abdülaziz Han 21 Haziran 1867'de Fransa, İngiltere, Belçika, Prusya ve Avusturya'yı içine alan bir geziye çıktı. Sultan'ın bu gezisi genel barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Avrupa devletleri ile olan münasebetler iyileşti. Abdülaziz Han, devlet ve milletin bekası ve huzuru için gece gündüz çalışırken içte batı hayranı ve mason devlet adamları her türlü siyasi desiselerle nizam ve intizamın bozulmasına gayret sarf ediyorlardı. Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Süavi gibi yazarlar halkı Padişah'a karşı düşmanlığa teşvik ederken, Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşalar da Padişah'ı devirmenin hesapları içerisindeydiler. Nitekim gözlerini iktidar hırsı bürümüş bu devlet adamları, 1875'te patlak veren Bosna-Hersek isyanı ile ardından çıkan Rus harbini fırsat bildiler. Abdülaziz Han, sıkıntılar içinde olmasına rağmen Sırbistan'ı kısa sürede mağlup etti. Bulgaristan'daki karışıklıkları mahalli kuvvetlerle bastırdı. Ancak Hüseyin Avni, Mithat, Redif ve Süleyman paşalar 30 Mayıs 1876 günü Dolmabahçe Sarayı'nı kuşatarak Sultan'ı tahttan indirdiler.

Abdülaziz Han efradıyla birlikte çeşitli hakaret ve işkencelere maruz bırakıldıktan sonra 1 Haziran 1876'da Fer'iye Sarayı'na nakledildi. Avni Paşa üç gün sonra, güvenlik gerekçesiyle saray bahçesine yerleştirdiği adamlarına verdiği emirle, Kur'an-ı Kerim okumakta olan Sultan'ın bileklerini kestirerek şehit ettirdi. Hadiseye intihar süsü verilmeye çalışıldı. Ancak pehlivan yapılı Abdülaziz Han'ın zorbalarla boğuşması sırasında vücudunda meydana gelen çürükler ile iki dişinin kırık olduğunu görgü şahitleri ifade etmişlerdir. Zaten tıp ilmi, intihar edecek bir şahsın iki bileğinin damarlarını kesemeyeceğini belirtmektedir. Şehit Sultan'ın cenazesi 5 Haziran 1876 günü pederi Sultan II. Mahmud Han'ın Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi.

Abdülaziz Han iyi niyetli, dindar, her sabah Kur'an-ı Kerim okuyan, son derece vakar sahibi bir kimse idi. Devrin alimlerini sayarak toplar münazaralar yaptırır, kendisi de bazan bu münazaralara iştirak ederdi. Devlet işlerini bilfiil kendisi idare etmeye çalışırdı. Onun en büyük gayesi Devlet-i Aliyye'nin istiklalinin devam etmesi ve halkının refah içinde yaşaması idi. Bu sebeple ilim ve teknikte ilerlemeye ve imar faaliyetlerine büyük önem verdi. 1863'te sahillere deniz fenerleri yapıldı ve devlet şurası kuruldu. 1867'de Sultanî mektepleri (liseleri), 1868'de sanayi mektepleri, 1869'da Süveyş kanalı açıldı. 1870'de şark demiryolları yapıldı, tıbbiye, orman ve maden mektepleri açıldı. 1875'te Galata tüneli yapıldı ve askerî rüştiye mektepleri açıldı. Donanmaya büyük önem verdi. Hint Okyanusu'na kadar donanmamızı göndererek, Osmanlı deniz gücünü İngilizlere kabul ettirdi. Osmanlı donanmasının I. Dünya ve Kurtuluş harpleri sırasındaki muvaffakiyeti, Sultan Abdülaziz'in donanmaya kazandırdığı bu kudretle mümkün olmuştur.

HAKKINDA YAZILANLAR

Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati
Cemal Kutay
Boğaziçi Yayınları / Cemal Kutay'ın Eserleri